İkiyüzlülüğü Lanetliyorum.

Bingöl'den İstanbul'a giden uçaktaki insanlarla, İstanbul'dan Dalaman'a giden uçaktaki insanların yüzüne bakabilme imkanınız olsa anlardınız neyi lanetlediğimi.
''Bir çocuğum dağda ne yaptığını hiç bilmem, diğer oğluma askerde kimin dost kimin düşman olduğunu öğretiyorlar''
Bir kamyonetin arkasında bavullar, iniyor çocuklar kasasından aşağı
Babası bavulları hemen indirmek zorunda çünkü polis yaklaşıyor
Yeter kalamazsınız bu kadar süre burada yoksa ceza yazacağım size
Bir askeri araç geliyor bu sırada arkadan yanında iki tane kirpi iki tane kobrayla
Tatile gidecek dört tane rütbeli asker çıkıyor güneş gözlükleriyle araçlardan
Olabildiğine beyaz, olabildiğine haki bir şekilde iğrenerek etrafındaki insanlara bakıyor
''Sayın yolcularımız, İstanbul'dan Antalya'ya gidecek uçak 107 no'lu peronda kalkışa hazırdır. Hepinize iyi yolculuklar.''
Herkes gülüyor, birbiriyle şakalaşıyor özenle yapılmış ve güneşten sararmış saçlarıyla
Hadi uçağa geçelim artık bitirdim kahvemi
Ellerinde yepyeni telefonlar, yepyeni tabletler olan çocuklar annelerinden tanesi 7 lira olan simitlerden istiyor
Sadece bir ısırık alıp bırakıyor
''Sayın yolcular, havalimanı girişinde şüpheli bir paket bulunmuştur. Hepinizin sakin bir şekilde bölgeyi tahliye etmesi gerekmektedir.''
Herkes telaşlı bir halde perondan çıkmaya çalışıyor
Arada ağlayan bir çocuk var, daha biraz önce iki bavulu taşımaya çalışmıştı kamyondan
''Maay maaay'' diye bağırıyor belki annesi duyar diye
Daha biraz önce Fanta'sını açmış yaşlı bir erkek başında sarığı, güneşten yanmış kolları, soyulmuş suratıyla Fanta'sını dökmeden çıkıyor dışarı
''Sayın yolcularımız, İstanbul'dan Dalaman'a gidecek uçak 108 no'lu peronda kalkışa hazırdır. Hepinize iyi yolculuklar.''
Güzel gömlekli erkekler, askılı kıyafetleriyle kadınlar güler yüzlü bir şekilde kimliklerini gösteriyorlar görevliye
Her biri ayrı ayrı teşekkür ediyor her seferinde

Kalanlar da Ölüyor.

Umut etmeye başladığım her an yeni bir bomba patlıyor burada
Güzellikler göreceğiz çocuklar güneşli güzel günler klişe umuduyla günümü geçirirken patlıyor bir bomba daha
Zorlu günlerden dönüşüme ayağıma helikopterler destek olurken patlıyor bir bomba daha
Kurtulacağım kısa sureli anlar yaklaşınca patlatıyor birisi bir bomba daha 

Öğreniyorum Veli ölmüş
Kimdir bu Veli bilmem
Abdurrahman ama çocuğunun adı çok iyi bilirim onu 
Küçük mavi dinozorunu ararken Sevgi'nin ağlamalarını duymaz 
Sevgi yüzüme kapıyı kapatmaya çalışır arkamda yeşil kahverengi üniformalar görünce 
Biliyordum diye bağırır Sevgi odanın ortasında 
Taşındığı evin daha ikinci kez dip köşe temizlik yaptığı gün koltukta ağlar Sevgi 
Dinlemez kimseyi Sevgi güvenir bana sürekli ne zaman görebileceğim Veli'yi der 
Veli'nin ölmesine soyut anlamlar şerefli söylemler eklemeyen tek kişiye güvenir Sevgi çünkü 
Şerefli bir yani yoktur der Sevgi 

Öğreniyorum Mesut ölmüş 
Bir bomba patlıyor 
Bolu'da başka bir Sevgi odanın ortasında ''Biliyordum'' diye bağırıyor
Öğreniyorum Ahmet ölmüş 
Bir bomba patlıyor 
Erzurum'da başka bir Sevgi odanın ortasında ''Biliyordum'' diye bağırıyor

Öğreniyorum Zübeyr ölmüş 
Kimdir bu Zübeyr bilmem 
Onun da Abdurrahman'ı var, hem de iki tane 
Bir Abdurrahman kitaplarını yırtmaya çalışıyor şu anda 
Diğer Abdurrahman oyuncak pembe makyaj çantasını kaldırmaya çalışır 
Çünkü Zübeyr'in de Sevgi'si var bir tane 
Sevgi odada yerlere yatmaya çalışır çünkü 
Beni görür görmez bir rahatlama hisseder Sevgi çünkü 
Üç saattir kapalı bir telefona ulaşmaya çalışmıştı çünkü 
Bir bomba patlıyor bir Sevgi sadece elini tutabileceği bir cesedi görmek için yalvarıyor 
Bir bomba patlıyor bir Sevgi sadece yüzünü okşayabileceği bir cesedi görmek için yalvarıyor

Büyüyememişlerin Arasında.

Ortaokuldaydım en son, bir farklılığı olan kimliğimin ben daha adını koyamadan ''nonoşlarla, toplarla, kızlarla'' anıldığı zamanlar yüzünden kabusa dönmeye başladığını fark ettiğimde.  O zamanlar buna çözümüm agresifliğe, zorbalığa karşı aynı dili kullanmaktı. Agresiftim, kavga ederken beş yumruk yiyorsam en az bir tane de ben atıyordum. Zorbaydım, güçlüler bana hangi yöntemlerle saldırıyorsa ben de benden güçsüzlere aynı yöntemlerle saldırıyordum. Sağlıksız bir öğrenme biçimiydi ama pekiştirilmişti, ödüllendirilmişti, uygulanmıştı.

Ortaokuldaydım en son, benden bir üst sınıf daha ne için okuduğumuzu anlamadığım İstiklal Marşı'nı okurken içindeki tüm politik cümleleri, politik kanları, politik bayrakları silip yerine sadece ''Nonoş Emrahları, Top Emrahları, Kız Emrahları'' doldurup bir ibne marşı yaratarak yanıbaşımda okumuşlardı. Öğrendiğim tek yöntemle saldırdım bu zorbalığa. Yirmi kişilik sınıfın boy sırasının arasına girdim bağırarak, yumruklarımı kime geldiğini düşünmeden sallayarak. Problem bir çocuktum zapt edildim. Problem bir çocuktum rehber öğretmene gönderildim. Problem bir çocuktum aileme şikayet edildim.

Ortaokulu bitirdim, liseyi bitirdim, bir üniversiteye başlayıp bitiremeyeceğimi anladığımda bırakıp başka bir üniversiteye yerleştim. Okudum, tartıştım, kendimi anladım. Büyüdüm kısaca. On beş sene geçti, ortaokulda bastırdığım hangi duygu varsa, ortaokulda sağlıksız bir şekilde öğrendiğim hangi direniş yolu varsa önüme tekrardan sunuldu. Çünkü askerdeyim. Çünkü personelinin beyinlerini yıkarcasına İstiklal Marşı'nın ünlü geçmişini tekrar ettire ettire, azınlıkları, ötekileri yok saya saya, dalga geçe geçe bugüne gelmiş bir kurumda çok uzun zamandan beri adını koyduğum kimliğimin tekrardan ''nonoş, top, kız'' durumuna düştüğünü deneyimliyorum.

Mesleğimi yapıyorum burada. Efsaneleşmiş ''Her şey vatan için''lerle, ''Vatan sana canım feda''larla uğraşmadan zorunlu askerliğini yapan kişilere bir destek olmak, onları dinleyen birisi olmak amacıyla görevlendirildim ve yarısına kadar gelebildim. İnternette isim, rütbe ya da herhangi bir bilgi vermeyeceğime, paylaşmayacağıma dair emirleri her hafta imzaladığımdan ötürü sadece bir grup rütbeli diyebileceğim kişilerin ortaokuldan sonra büyümediğini gözlemliyorum bir süredir.

Sürekli omzumda taşımam gereken bir çantam var çünkü her daim bir not defteri bulundurmam lazım, her daim bulunduğum bu kurumda yapmam gerekenleri başında sonuna kurallar dizisi şeklinde sunan yönetmeliğin olduğu kitapçığı bulundurmam lazım, tüm hayatımın burası olmadığından ötürü de her daim sivil hayatla az sayıda bağlarımdan biri olan en az bir kitap bulundurmam lazım. Taşıdığım bu çantayla helikoptere yetişmeye çalıştığımda ''Ay kıız, makyaj çantanı da hiç eksik etme olur mu.'' diye yorum yapan bir grubu görüp gülüp geçmem lazım. En acımasız yaş grubunun ortaokulda olduğuna inanıyorsak ve yaptığı mesleğin eğlenceli olan tek kısmının başkalarının yanlışlarına, eksikliklerine, farklılıklarına, laf söylemenin olduğu bir iş hayatında kaç yaşında olursa olsun bu insanların ortaokuldan sonra hiç büyümediklerini gözlemleyebiliriz. Çünkü hangi ortaokul öğrencisi başkasıyla dalga geçtiği için kendini kötü hissetmiştir ki?

Beni gördüğü her an, farklı tavırlarımın, farklı görüşlerimin aklındaki şemaya uymadığından ve örgütleme, yeniden şema oluşturma gibi beyinsel bir fonksiyonu olduğundan habersiz bir personelin ''Çok sex yapasım var, bir arkadaşım var travestilere gömüyormuş, o kadar çok sex yapasım var ki kim olduğuna bakmam bile vb.'' yorumları yapmasına gülüp geçmem lazım. Arkamı dönüp ''Hadi gel.'' diyemeyeceğim bir kurumdayım çünkü yüz kızartıcı suç işleyemem. İş arkadaşının farklı tavırlarını ve farklı görüşlerini sadece cinsel organını sokabileceği bir delik olarak görüp ve karşılaştığı her an dolaylı yoldan bunu belirtmek bir yüz kızartıcı suç değil. Çünkü taciz etmek ne zaman yüz kızartıcı suç oldu ki?

Evli ve çocuklu olmamam ''Fitilimin patlamadığı, çadırımı kuramadığım, doğru düzgün kimseyi hoplatamadığım'' şeklinde insanlar tarafından şaka unsuru yapılıp kısır olmak, erekte olmakta zorlanmak, iktidarsızlık gibi cinsel sağlık sorunlarıyla ilgili terimler toplumun standart gördüğü erkek olmamakla bir tutuluyor. Kesinlikle bir sorunum vardır. Ne gerek var soru sorup tanımaya çalışmaya değil mi?

Altyazı.

Barışın romantik dili çok güzeldir, biraz da inanarak sarf edince cümleleri hele.
Bir süredir bulunduğum ortam itibariyle öğle yemeği sırasında birçok yoruma maruz kalıyorum. Haber kanalı açık, Demirtaş ve Yüksekdağ'ın basın toplantısından bir görüntü verilmiş ve sesleri kısılmış duymuyoruz konuştuklarını sadece alt yazıyı görebiliyoruz. ''Demirtaş'ın sonu hapishane mi?'', ''Yüksekdağ terör örgütüne sırtını dayıyor.'' diyerek hepimizi ateşlendiriyor. Yemek yerken içten tükürmeleri duyabiliyorum, küfürleri duyabiliyorum, nefes almadan yemek yerken, ağzından yemekleri saça saça ''orospunun çocukları, pis katiller, şerefsizler, leşleri gelir umarım'' larla ateşleniyor ortam.
Yan tarafımda yemek yerken bir kişi soruyor ''Yeni şehit haberi var mı? Bugün kaç kişi şehit düşmüş?'' diye. Soruyor diğeri ''Bu şehitler sizce kime yarar hocam erken seçim olursa?'' diye. Mantıklı bir şekilde cevap vermeye çalıştığım an hor görülüyorum. Daha geniş bakmamız gereken bir durumun var olduğunu anlatmaya çalıştığımda sesim duyulmuyor, alt yazı çıkıyor önümde ''Bu kalleş şehitleri umursamıyor.'' diye.
Yemekten sonra Kızılay kan almaya geliyor revire. Herkes sıralanmış, kendileri için hayırlı bir aktivite olan kan vermeye başlıyorlar. Soruyor bir hemşire ''Diyarbakır'dan gelmiştiniz değil mi? Orası nasıl karışık mı?'' diye. Kızılay görevlisi bir erkek ''Ortam çok gergin, akşamları çocuklar dışarı çıkıyor çok kaygılılar çok kızgınlar doğal olarak ama hepsi haklı bu kızgınlıklarında sanki. Bu verilen kanlara fazlasıyla ihtiyacımız oluyor orada.'' diye cevap veriyor. Hemşire çekiyor kolunu ve kan vermeden çıkıyor dışarı. Çardağa geçip sigara içmeye başlıyor, ''Bizim için tehlikeli olan insanlar hakkında nasıl da güzel yorumlar yapıyor'' diyerek. Mantıklı bir şekilde cevap vermeye çalıştığım an hor görülüyorum tekrardan. Daha insancıl bir açıdan bakmamız gereken bir durumun var olduğunu anlatmaya çalıştığımda sesim duyulmuyor, alt yazı çıkıyor ''Sokaktaki haine kanını vermek isteyen bölücü'' diye.
Danışmanlığını yaptığım her asker gergin, sözde barış bitti diye. Öldürmekten ve öldürülmekten korkan herkes boş gözlerle bana bakıyorlar belki morallerini arttıracak birkaç cümle söylerim diye. Tüm gün savaş tamtamları duyuyorlar çünkü alt yazıya gerek kalmadan. Çoğu okumamış yirmişer yaşında yüzlerce çocuğa birileri tüm gün bağırtıyor ''Her şey vatan için'' diye, ''Vatan sana canım feda'' diye. İnanmayarak, ''Güvende olduklarını, kendilerini kötü hissettikleri her an telefonumdan bana ulaşabileceklerini'' söylüyorum aramayacaklarını kendi kaygılarında bir girdapta boğulacaklarını bilsem de.
Aile danışma hattından her gün onlarca aile arıyor çocuklarına ulaşamayan. Başbakanın ve cumhurbaşkanının savaş tamtamlarında geçmeyen alt yazıyı anneler ve babalar yazıyor sanki bu aile danışma hattında ''Çocuğuma ulaşamıyorum, nerede çocuğum, bir sorun mu çıktı iki gündür beni aramıyor'' diyerek.
Barışın romantik dilini kullanabilen az sayıda insandan birisinin yazısını
okuyorum, röportajını okuyorum, ender de olsa televizyonda izleyebiliyorum ''Barış, barış, barış'' diye bağırdığı. Kendi içimde her gün bağırıyorum, her gün anlatmaya çalışıyorum barışın değerini bu kadar savaş tamtamı yapan insanların yanında. Suratıma tükürmek istiyorlar, kendilerine göre tipimin bozukluğuyla eşleştiriyorlar dinlemedikleri söylemlerimi, alt yazı hep aynı: ''Bölücü.''
Barışın romantik dili çok yorucu bugünlerde, hiç prim yapmıyor anaakım düşüncelerde. Olsun en azından güzelim içimde.
Korkuyorum ister istemez. Dışarı çıktığım bir akşam ötekileştirilmiş, yok sayılmış, öldürülünce sadece piş bir leş olarak anılacak insanlar tarafından öldürülüp ertesi gün bölücü olmayan hayırlı ve düşünceli insanların ağızlarından yemekler saçıla saçıla bir vatan evladımız daha şehit oldu denilebilmek için, içi boş bir amaç uğruna, kanlı araçlarla bir zarar göreceğimi düşünerek korkuyorum burada.

Babam.

Rüyalarımda rahatım en azından, hissedecek çok fazla şey bulamıyorum 
Omuzlarımda bir yük var sanki, taşıyamayıp düşecekmişim gibi
Bir göl görsem oraya yürürüm acılarımı dinlemeden bu yükü atmak için
Kontolüm sendeymiş hiç hissetmemişim bugüne kadar
Mutluluğumseninleymiş hiç ölmeyeceksin gibi
Ayak izlerimde bir hayalet varmış beni gözleyen
Hayat çok daha büyük ve acımasız senin öğretmediğin gibi

Evden ayrıldım küçük şehrime gidiyorum yuva sayamadığım
Nehirin tersten akmadığı gibi ben de zorlanıyorum
Ruhumu besleyemiyorum senin ağrılarını hissetmekten
Gözlerim dolmuyor beni huzurlu gör diye

Son kez sarılırken, alnından öperken olmayan umudumu benden al diye direniyorum
Yüzünü çevirmişsin ben kapıdan çıkarken, gözlerinde her zamanki gülücük yok
Bir nehir seni alıp götürecekmiş gibi
Asansörde saklanmayı tercih ettim daha rahat üzülürüm diye

Her şey olacağına varır diyemiyorum annem gibi
Sana zaman ayırmaktansa kendi dertlerimde boğulamıyorum ablam gibi
Hiçbir şeyi anlamadan büyümeyi başaramıyorum yeğenim gibi

Yuva sayamadığım evime doğru gidiyorum
Nehrin tersten akışı kadar zor benim için

Hatun.

Sadece bedenimi alabildi burası her sabah kestirdiği bıyığımla, kar altında saatlerce beklettiğinden donmuş parmaklarımla ve eğitim sırasında maruz bıraktığı amlı götlü şakalarıyla
Sadece normalliği gösterebildi burası, baskılardan yılmış ruhunu amlı götlü şakalarla boşaltarak, cinselliği ereksiyon olmak ya da olmamak arasına sıkıştırmış şekilde yaşayarak
Boşaltamıyorum bedenimi, ruhum hiç ereksiyon olmuyor ve bekliyorum sadece

Tek kişilik rahatsız yatağında boynundan öpmeyi
Parmaklarımın bugüne kadar hissettiği en güzel sakallara tekrardan dokunabilmeyi
Koluna giremeden yürüyüp tüm dünyaya yanıma almak isteyeceğim sakallı hatunumu gösteremediğim sokaklarda tekrardan yürüyebilmeyi
Omzuna kafamı koyamayacağımı ve yer altında bile rahat olamayacağımı dikteleyen insanlarla dolu son durağının huzur veren eve götüren metroda tekrardan yol alabilmeyi

Sadece hatunlara duyulan özlemin normalliğini belirtti burası, benim hatunumun bıyıklı ve sakallı olduğunu bilmeden, bir gün yanında yatacağım gecenin zevkinin hayaliyle ruhuma mastürbasyon yaptığımı bilmeden, en saf duruşuyla beni kendisine bağlayan sakallı hatunumla beş dakikada inilen Tarabya Sahili'nde birlikte yürünecek on dakikanın bile buradaki on günü kolaylıkla geçirttiğini bilmeden

C.

Eğer o gün gelir de bir akşam aynı evde aynı odada aynı yatakta yatmamız artık olağan bir an gibi gelirse sana bunu bilmemi sağla ve hatırlat sürekli
Tüm farklılıklarımız  bizim yüzümüze vurulmasın o yatakta o gece
Yatakta konuşmaya başlayınca farklı bir insana dönüşen sesiyle zehir atan bir babaya dönüşmesin
Kendisini hep savunmaya alan, çaresizliğinden yıllarını bastırmaya çalışmış anneye dönüşmesin
Bu örnekten başka bir anne ve baba tanımamış o insanın davranışları yargılanmasın
Güvensizlikleri  hiçbir zaman yargılanmasın
Sadece kendisiyle ilgilenilsin istiyorsa bunu söyleyebilsin ve kötü hissetmesin
Bilincin sağladığı üstünlüğün farkına varmaya başlayıp bilinçaltını artık sahneye çıkarmaya hazır bu insanı bastırmasın
Güven duymaya başladığını fark etsin ve bundan korkması rahatsızlık vermesin kimseye
Bu yazının başındaki konu ile şu anda yazılan dilekler arasında ilişki yoksa bile dinlemeye devam etsin
Ve o olağan yatakta, olağan gecede düşünmemi sağlasın
Sevgisinin sonsuz olabileceğini söylemeden hissettirsin
Bakışları yetebilsin ve bu dilekleri hep hatırladığını söylesin
Hep ikisi olsun o gecede konuşulanlar
İyi Geceler

Görüşürüz Diye.

ne için gidiyorum ki şimdi diye geçirmeden içinden
günlerim var hiç bir şey konuşmuyorum ama sayfalarca besliyorum seni
zaman geçmiş ölü doğmuş fikirlerinin zararlı geldiğini kabul ettiğin günden beri
zaman geçmiş hiç değişmeyecek diyerek batıya doğru yola çıkışından beri
zaman geçmiş fikirlerin üstü kapalı tekliflerin, ardına hemen gülünen meselelerin sunulduğu masalardan beri
yeni fark etmişsin güzelliğimi
yeni fark etmişsin seni nelerle beslemek isteyeceğimi
geridesin bunun için güzel sakallı

yapılan güzel fedakarlığın tadını çıkararak
tebrik etti kimileri cesurluğundan
kıskandıklarını söylediler kabul etmeyeceğimi düşündüler
gizli düşmanı daha da yakınlaştırmak istediler yürüdükleri yollarda

senin için küçük benim için çok büyük bir adıma vesile olarak
yeni hayallerimle gelmek istedim yanına
dinlemedim hiç mantığımı bu sefer bir yolu bulunur dedim
açgözlü oldum bir an bencil oldum ama hepsi güzel bir hedef uğruna yapılan fedakarlıklardı

isteyerek teklif ederek kendini hiç sıktırmadan hiç bıkmadan sıkılmadan
gelmemi bekle kaybolmuyorum hiçbir yere
tekrardan bulacağın günü bekle bulunmayı bekliyor olacağım çünkü

Mesela.

Küçük kutularla gelmedim buraya
Büyük kolilerim vardı, büyük bavullarım vardı
Kendi ritüellerimi oluşturmaya çalışmadım
Hazırdı hepsi benim uygulamam için

A.

Hiçbir kelimenin anlamının aynı kalmadığını öğretebilen bir şehir görevini tamamlamıştır aslında. Bundan sonraki tek hedef yeni şehir. Mümkün mertebe arkadaki boşlukları dolduranların şehrinden geldim ben buraya, Bir ilişkinin bitişini tarafların kabul etmesine rağmen bunu kabul edemeyen üçüncü şahısların bulunduğu bir şehirde, ablamın acilinden bir müdahaleye ihtiyacının olduğu bir şehirde, genellemeler yapmaya hiç bu kadar istekli olmadığım bir şehirde kelimelerin anlamlarının her gün değiştiğini öğretmeye başladım bir insana. Kişinin verdiği değerle kelimelerin yeni anlamlar kazanabileceğini, aynı insanlara verdiğimiz değer gibi kelimelere de değerler yüklediğimizi anlatıyorum kendisine.  Sonra da dinliyorum sadece.