Mesela.

Küçük kutularla gelmedim buraya
Büyük kolilerim vardı, büyük bavullarım vardı
Kendi ritüellerimi oluşturmaya çalışmadım
Hazırdı hepsi benim uygulamam için

A.

Hiçbir kelimenin anlamının aynı kalmadığını öğretebilen bir şehir görevini tamamlamıştır aslında. Bundan sonraki tek hedef yeni şehir. Mümkün mertebe arkadaki boşlukları dolduranların şehrinden geldim ben buraya, Bir ilişkinin bitişini tarafların kabul etmesine rağmen bunu kabul edemeyen üçüncü şahısların bulunduğu bir şehirde, ablamın acilinden bir müdahaleye ihtiyacının olduğu bir şehirde, genellemeler yapmaya hiç bu kadar istekli olmadığım bir şehirde kelimelerin anlamlarının her gün değiştiğini öğretmeye başladım bir insana. Kişinin verdiği değerle kelimelerin yeni anlamlar kazanabileceğini, aynı insanlara verdiğimiz değer gibi kelimelere de değerler yüklediğimizi anlatıyorum kendisine.  Sonra da dinliyorum sadece.

Gıybete.

Benimkilerin tek dertleri ağzıma alacağım yerleri
Seninki dinliyor en azından seni
Seninki konuşuyor en azından seninle
Bu yüzden kıskanıyorum bazı zamanlar seni

Benimkilerin güven diye bir gereksinimleri yok
Bu yüzden hissetme gereği duymuyorlar
Güven olmadığı için de orta yolda bocalıyorlar

Hiç gerek kalmaz daha büyük bir açıdan baktığımızda. Büyük açı her zaman iyi görünüyor çünkü. Sarı ile mavi zıtlık oluşturuyorsa, soba ve gardrop karşı karşıya duruyordu odada sonuçta. Bir gözlük vardı görünen karşısında da bir ekran. Sadece ikisi görünüyordu daha büyük açıda. Çünkü en sade olan da bu.

Daha azı.

Mesela.

Tek meselemiz başkası olduğu sürece hiçbir zaman mutlu olamayacağımızı öğrenmesi gerek çoğumuzun.

Mesela.

Üç seferdir isteğimi sakinlikle açıklayıp, özenle sunarken iki sabahtır da kendimi ve ismimi hatırlatıp bu isteğimi yenilerken fotokopi almak ya da ne biliyim ctrl+p ye basıp birkaç sayfalık çıktı almak kadar kolay bir hareket gerektiren isteğimi gerçekleştirmedikleri için çok kızgınım kendilerine ve kayıt islerine. "Tavuk büyüdüğü çiftliği pisler mi?" vb. bir atasözü var mi bilmiyorum ama var ise eğer cevabım kesinlikle evet bu konuda.
Boun'a ithafen.

S.

Sevmeyi ve paylaşmayı isteyen bundan da zevk alan insanlar o kadar azınlıkta ki
İnsanın değerini çoğunluğun gördüğü yerlerden çok farklı yerlerde gören
Çok zordur bu insanla karşılaşmak, ona sahip olmak, onunla yaşamak

Böyle insanlardan bu duyguları silmek de çok zordur
Bir daha hissetmemek istercesine nefret ettirmek bu duygulardan
Güvenini bitirmek böyle insanların

Bu insanların gözünde tek değeriniz bu zoru başarmanızdır
Ardından içinde sadece nefret duygusu yetişir ama sizlere karşı
O tek değer de nefret olur sonra sizlere karşı

Hayatında hiç hissetmemiştir bu duyguyu
Yeni olduğu için zorlanmıştır, yargılamıştır ve çatışmıştır
Alışır ama zamanla yok etmeyi başardığınız sevme ve paylaşma duygusunun yokluğuna
Beddualarında yer alırsınız sadece, öldüğünüz günün hayali bağlar sizi birbirinize sadece

Geç yazılmış bir nefret mektubu yerine geçmesi dileğiyle.
Mutsuzluğun ve ölümün için bir kez bile hayal kurmak yetti aslında.

Zıtlıklar Üzerine.

Çünkü zıtlıklar her zaman daha çekicidir. Bir akıl çatışsın, sonrasında penis devreye girsin ''Benim dediğim olacak, benim yönüm doğru taraf'' diyecek, sonrasında karar verme aşaması yaşanacak, sonrasında karar verme pişmanlığı yaşanacak. Sonuç ne olacak hiçbir zaman bilinmeyecek. Seçmediğimiz tarafımız hep haklıymış aslında diye düşünüp kendimizi yiyeceğiz günden güne.
O iki ayrı dünya asla birleşmemeli bu yüzden. Birleştiği an yeni bir ayrı dünya yaratılır sonuçta. Eskiyi yersin, doymaz tekrar edersin. Üzerine tatlı da istersin, sade kahve de istersin, sigara da istersin.. Ne kadar kendini o ayrı dünyaya yakınlaştırıyorsan o kadar da yeni bir ayrık dünya yaratıyorsun. Çünkü o diğer ayrık dünya her zaman daha çekicidir.
İçinizde, kedinizde, dostunuzda, sevgilinizde, sexinizde, dokunduğunuzda hep vardır bu ayrık dünyalar. Onların değerini bilin çünkü hayat onlarla güzel.

Tuzaktasın.

Var olmadığı hep bellidir yaratmak istediğin kişinin
Karşındakinin değiştirmeye çalıştığın klasik koşullanmış tepkileri
Karşındakinin değiştirmeye çalıştığın yirmi altı yıllık bilinci
Karşındakinin değiştirmeye çalıştığın inandığı değerleri

Sahip olmadan dönmek istemezsin bu yoldan
İdealindeki klasik koşullanmış tepkilere sahip olsun diye
İdealindeki yirmi altı yıllık bilince sahip olsun diye
İdealindeki kişinin inandığı değerlere sahip olsun diye

Var olmadığı hep bellidir yaratmak istediğin kişinin
Sahip olmadan dönmek istemezsin bu yoldan
Hiçbir zaman da göremeyeceğin değişikliklerdir bunlar
Anlaman için anlatıyorum bunları çünkü sanırım sadece tek-yön biletinin olduğu bir 'Tuzak Express'tesin.


Mesela.

Kıskanmıyorum aslında kıskanıyormuş gibi yaparken
Kıskanıyorum aslında kıskanmıyormuş gibi yaparken

Apartmanların Yüzünden.

Müstakil, iki katlı, bahçesi olan; arkasında, önünde ve solunda hiç ev bulunmayan, sağında ise bir tane daha müstakil ev olan bir evde büyüdüm ben. Balkonundan tüm sokak kolaylıkla izlenebilirdi. Evin önünden geçen komşuyla ya da sokaktaki herhangi bir arkadaşla evin balkonundan rahat rahat sohbet edebilirdik. Ben İstanbul’a gelmeden çok zaman önce sokağımdaki apartman sayısı beşten azdı. Sokakta araba çok fazla olmazdı. Zaten araba da çok geçmezdi buradan. Yaz aylarında gece yarılarına kadar saklambaçları hep bu sokakta oynadık. Birisinin annesi arkadaşımızı yukarıya çağırasıya kadar kimse geç olduğunu anlamazdı. Bir arkadaşımız yukarı çıktığı zamanda hemen başka bir anne gelir başka bir arkadaşımı eve götürürdü. Çocukluğumda mutluydum. Tüm arkadaşlarımla birlikte büyüdüm bu sokakta. Taşınan kimse olmadı ama yeni arkadaşlar hep eklendi bunlara.
Zamanla yeni apartmanlar eklendi, yeni bir bakkal açıldı, yeni arabalar gelmeye başladı sokağıma. İstanbul’dan anne evime döndüğüm her seferde biraz daha büyümüştü sokak. Daha fazla apartman eklenmiş, daha fazla araba görünmeye başlamıştı. Önceden sokağa gelen tek ses hemen yakından geçen trenin sesi olurken bu sefer artık arabaların sesleri, arada bir herhangi bir evde yaşanan kavganın sesi, karşı apartmanda yaşayan bir öğretmenimin öldürülmesinden sonra duyduğum o çığlığın sesi eklendi bu tren sesine. Evimin hemen yanındaki müstakil ev yoktu bir geldiğimde. Diğer geldiğimde beş katlı bir apartman vardı. Yaz aylarını balkonda geçirirken yan apartmanla o kadar yakın durumdaydık ki, karşı balkonda oturan yeni evlenmiş çift ile hep muhabbet ederdi annem. Balkondan balkona beş çaylarını içerlerdi birlikte. Onların kavgasını işitirdim bazen, çocukların doğumunu bile duydum. Bebeğin ağlama sesleri orada kaldığım bir ay boyunca rezil etmişti tüm uykularımı. Bir kez gittiğimde sokakta kalan tek müstakil evin bizim ev olduğunu fark ettim. Annemle artık bu evi bir mühendise bırakıp, çıkılacak apartmanda kaç tane daire alacağımızı konuşmuştuk. İstanbul’dayken de öğrendiğim kadarıyla annem müstakil evini bir mühendise vermeye karar vermişti. Planına göre bahçeyi de içine alan dört katlı bir ev çıkılacaktı. Apartmanın giriş katına dükkânlar yapılacaktı, arka tarafında küçük bir otoparkı olacaktı. Bir dükkânı ve dördüncü kattaki iki dairesi de annemin olacaktı. Bunları anlatırken annem hiç mutlu değildi. Evlendikten sonra 30 yıla yakın hayatını geçirdiği bahçesi, müstakil evi, kocaman balkonu artık olmayacaktı. Komşuları sokaktan kendisiyle konuşmayacak bu sefer zilini çalacaktı. Belki de alt kattaki komşusu çok sesli bir aile olacaktı. Geceleri uyuyamayacaktı belki de yan komşunun ağlayan bebeği yüzünden. Annem bebekleri çok severdi hâlbuki. Ablamın çocuğu olduğunda tek teklifi ablam çalışırken çocuğa bakmak olmuştu. Belki de artık sadece kendi kanından olan bebeği sevebiliyordu annem. Sadece onun sesine katlanabiliyordu. Çünkü kendi dediğine göre, yanına gelen komşusu kimlerden olacak, nereli olacak bilmiyordu. Zamanında balkonunda sohbet ettiği insanların kimlerden olduğunu, nereli olduğunu bilmemesine rağmen çok güzel ilişkileri vardı onlarla hâlbuki. Emel Teyze karşı apartmandan taşınırken ağladığını hatırlıyorum annemin. Öğretmen olan kocası öldürüldüğünde ‘’Kürt’müş onlar, ondan öldürülmüş’’ cümlelerini duyduğumu hatırlıyorum. Annem hep karşı çıkardı ‘’Kürtlerse ne olacak sanki? Öldürülen insan bir öğretmen, çocuğumun öğretmeniydi. Şu anda çocuğum böyle başarılı, böyle kendinden emin bir insansa o öğretmenin bunda ne kadar etkisi var hiç düşünüyor musunuz?’’ diyerek.
Emel Teyze ile ilişkisini hep devam ettirdi annem. Yeni taşındığı eve gider kendisiyle saatlerce muhabbet ederdi. Emel Teyze’nin yanından döndüğü her seferde ben evdeysem Emel Teyze sevdiğim köftelerden, annemin yapmayı beceremediği tadı çok güzel olan böreklerden yollardı bana.
Annemin yanına gittiğimde bir apartmanla karşılaştım bu yaz başında. Yenidünya ağacı yoktu artık bahçede, hiç sevmediğim hurma da yoktu hatta. Bir bahçe bile yoktu bu apartmanda. Kocaman bir giriş kapısı vardı, iki yeni dükkan açılmıştı apartmanın girişinde. Birisi kırtasiye olmuştu diğeri ise yeni bir bakkaldı. Hangi zil olduğunu bile bilmiyordum annemin dairesinin. Aradığımda annem komşuda olduğunu söyledi, ‘’Hemen geliyorum’’ dedi. Gelirken elinde hiç börek ya da köfte yoktu annemin. Sonradan anlattığına göre yeni tanıştığı komşuları olmuş. Bahtiyar Abla ile tanıştım bir süre sonra bana hiç börek yollamadı ama. Annemin yanındaki daireye yeni bir kiracı taşınmış. Tek başına bir kadınmış. Çocuğu varmış bir tane de. Kocası ile boşanıp tayinini Tarsus’a istemiş böyle gelmiş ve annemin kiracısı olmuş. ‘’Dul’’ bir kadın olduğu için çok zor olmuş ev bulması. Zamanında bu sokakta kocasından ayrılan, oğluyla yaşayan dul bir kadındı annem ama sokakta hiçbir zaman hayatı zor olmadı annemin. Bu kadın ise ev bulmakta zorluk çeken bir kadındı anlattıklarına göre. Her yer apartmandı, her yer arabaydı, birçok boş daire vardı ama hayatta tutunabilmesi çok zordu bu kadının. Zamanında hiç apartman yoktu bu sokakta, çok az araba vardı ama annem kendisine kötü söz söyleyen kimse ile karşılaşmadı hayatı boyunca.
Müstakil evlerden apartmanlara geçişte böyle değer değişiklikleri oluyor demek ki. Bireyler, öğretmen olmalarına rağmen Kürt oldukları için öldürülebiliyorlardı artık. Dul kaldıkları için daire bulamıyorlardı artık bu apartmanlarda.